İçeriğe geç

Japon balıkları duyar mı ?

Japon Balıkları Duyar mı? Bir Yalnızlık Hikâyesi

İlk başta biraz garip gelecek belki, ama zamanla anlamını çok daha iyi kavrayacağınız bir sorudan başlamak istiyorum: Japon balıkları duyar mı? Bu soruyu ben değil, bir zamanlar o küçük balıklara bakarken kendime sormuştum. O zamanlar, bir gün hayatımda yalnızlıkla yüzleşeceğimi bilmiyordum. Ama bugün, o balıklara bakarken hissettiğim o yalnızlık, içimdeki bir boşluk hala duruyor.

Kayseri’de, küçük ama sakin bir mahallede, bir sabah gözlerimi açtığımda güneş ışığı pencereyi biraz aydınlatıyor, odama yayılan o sessizlik var ya, işte o sessizliğin içinde bir Japon balığı akvaryumum vardı. Bunu neden mi anlatıyorum? Çünkü bazen öyle bir his gelir ki, yalnızsınız ama hiç kimse yokmuş gibi hissedersiniz. O balıkları izlemek, bir tür kaçış gibiydi. Ben, onlar ve suyun içindeki o dünyadan başka kimse yoktu. Her şeyden uzak, sadece tek bir balık varmış gibi.

Bir gün, o balıkları izlerken aklıma geldi: “Japon balıkları duyar mı?” Evet, bu saçma bir soru gibi gelebilir ama o an her şeyin bana anlamlı geldiği bir anıydı. Yalnızdım, ama belki de onlara, suyun içindeki minik dünyalarına bir şeyler fısıldayarak yalnızlığımı paylaşabilirdim. Bu düşünce, insanın bazen bir sessizliği anlamaya çalıştığında bulduğu teselliye benziyordu.

Küçük Bir Akvaryum, Büyük Bir Yalnızlık

Japon balıkları genelde o kadar sakin ve sessizdir ki, onlara bir şey söylediğinizde hiçbir tepki vermezler. Hatta bazen hiç hareket etmeden sabaha kadar öylece dururlar. O zamanlar bu balıkları çok sevdiğimi düşünüyordum ama zaman geçtikçe onların yalnızlığını daha fazla hissediyor, onlara seslendiğimde benimle konuşacak birinin olmayışını içimde daha çok duyuyordum. Onları izlemek, bir yandan bana huzur veriyordu, ama diğer yandan bir eksiklik hissiyatı yaratıyordu. Zamanla fark ettim ki, balıkların yalnızlıkları ile benimkiler bir şekilde örtüşüyordu.

Bir gün sabah, akvaryumu temizlerken, akvaryumun köşesine yerleşmiş bir Japon balığının solgunlaşmaya başladığını fark ettim. O an içimde bir şeyler koptu. “Bir şeyler yanlış mı?” diye düşünürken, balığa bir şeyler fısıldamışım gibi geldi. “Sen de mi?” dedim. İçimden geçirdiğim bu sözler, o kadar gerçekti ki… Yalnızlık hissettiğimde bazen hayatta olan her şeyin sanki benden uzaklaştığını hissederim. O balık da şimdi böyleydi. Ama onlara ne söyleyebilirim ki? Sesimi duyan yoktu.

Balığın vücudunun rengi gitgide soluyordu. Bir anda aklıma geldi: “Japon balıkları duyar mı?” Belki de benim içimdeki bu hüzün onları etkiliyordu. Ama başka bir düşünce daha vardı: “Bu balıklar hep böyle kalacak, hiçbir şey değişmeyecek mi?” Onlar gibi ben de öyle kalacak mıydım? Her şeyin böyle akıp gitmesini kabul etmek, hayatın bana verdiği bu sessizliği kabullenmek mi? Bir an düşündüm, belki de balıklar duyar, ama biz insanlar onlara söylediklerimizi anlamaz, çünkü bazen biz de kendimizi birbirimize anlatamıyoruz.

Bir Sessiz Akşam: Duyguların Boşluğu

O sabah balığımın hastalandığını fark ettiğimde, diğer balıklar da onu izliyordu. Aynı şekilde, ben de çevremdeki herkesi izliyordum. Kendi odamda yalnızdım, ancak evdeki herkes bir başka odada, kendi dünyalarına gömülmüştü. Annem mutfakta, babam ise çalışma odasında; hepsi kendi işleriyle meşguldü. Kimi zaman bir insanı anlamak o kadar zor olur ki, gerçekten ne hissettiğini görmek neredeyse imkânsız hale gelir.

O an, balıklara bakarak düşündüm: “Bu balıklar, birbirlerinin hislerini duymuyorlar mı?” Sonra kendi kendime gülümsedim. “Hayır, duymuyorlar. Sadece yüzüyorlar. Belki de senin gibi.” Yani, bir anlamda içimdeki boşluk da hiç değişmeyecek gibi hissediyordum. O balıkların sessizliği, o kadar içsel bir anlam taşıyor ki, onları izlerken biraz da kendi yalnızlığımı gördüm. Kendi hayatımda da dışarıda kimseye söyleyemediğim hisler, içimde o balıklara doğru akıyordu. Belki de sadece bir şeyler söylemek, birinin dinlemesi için dile getirmek isterdim. Ama sesimi duyan yoktu.

Bir akşam, balığımın ölümünü fark ettiğimde, gerçekten kalbimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. O an, suyun içindeki o sessiz dünya, bana gerçek anlamda yalnızlığımı hatırlatıyordu. Belki de içimde hep bir boşluk vardı, belki de herkesin aradığı o huzuru bulma çabasıydı ama bu balıklara bakarken, içimdeki gerçek duyguları daha fazla saklayamayacağımı fark ettim.

Sonra, O Kırık Kalp

O balık öldü. Evet, sonunda, o güzel balık… Ama bana çok şey öğretti. Her bir balığın yüzmeye devam etmesi, aslında bana da bir şey anlatıyordu. Her şeyin geçici olduğu, belki de bizlerin de her an değişen duygularıyla yüzdüğümüz bir yaşamın içinde olduğumuzu gösteriyordu. Ben o balığa ne kadar konuşursam konuşayım, ya da ona duyduğum hüzünle yüreğimi boşaltmaya çalışsam da, o balık sessizdi. Ama benim için anlamı büyüktü. O anlar, içimde her şeyin sessizliğe büründüğü zamanlardı. Belki de hayat da biraz böyle bir şeydi: Her şey birbiriyle ilişki içindeyken, bazen karşındaki kimseyi duymadan, sadece “yüzmeye” devam ediyorsun.

Japon Balıkları Duyar mı?

Bugün hala soruyorum: Japon balıkları duyar mı? Çünkü belki de duyan yalnız bizleriz. Belki de onlara bir şeyler anlatmak, içimizdeki boşlukları sadece biraz daha büyütüyor. Ama bir yandan da kabul etmek lazım: Belki de onlar, bizlere kendi yalnızlıklarını öğretmek için vardı. Onlara söylediğim her kelime, bana biraz daha içsel bir huzur verdi. Ne kadar sessiz olsalar da, onların varlığı bile bu dünyadaki en büyük yansımalardan biri gibi. “Belki de bizler, onlara her gün biraz daha fazlasını söyledikçe, kendimizi buluyoruz.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort deneme bonusu veren siteler 2025
Sitemap
https://ilbetgir.net/betexper yeni giriş